Çocuklarımız Bize Verilmiş Birer Emanettir

Çocuklarımız Bize Verilmiş Birer Emanettir
4.3 (86.67%) 3 vote[s]

Çocuklarımız Bize Verilmiş Birer Emanettir

Kur’ân-ı Kerim’de bahsi geçen bir emanet var. Allah, o emaneti, göklere, arza, dağlara teklif ediyor. Ama hepsi de onu kabullenmekten kaçınıyor, fakat insan onu yükleniyor. Yani Allah tarafından teklif edilen bir ağırlığı, yukarıda sayılan o muazzam varlıkların hepsi de kabul etmekten korkup kaçınırken, insan küçüklüğüne rağmen kabulleniyor. Âyetin devamında, insanın çok cahil, çok zalim olduğu ifade edilir. (Ahzâb, 33/72). Kur’ân-ı Kerim’in emanetin teklifiyle ilgili bu üslubu, muhakkak ki, o emanet ne ise, onun ehemmiyet, ciddiyet ve büyüklüğünün bize anlatılmasına da yöneliktir.

Allah’ın arz ve teklif ettiği bu emanet nedir? Kur’ân bunu açıklamamış. Bu sebeple, İslam âlimleri değişik yorumlar getirmişlerdir. Âlimlerin söyledikleri şeylerin her birinin bir yeri olduğu muhakkaktır. Biz, konumuz açısından, o emanetin, bir manada, anne ve babalara verilen “çocuk” olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki:

İnsanın bu emaneti kabullenme keyfiyeti, Kur’ân’da “haml” kelimesiyle ifade ediliyor. Haml “yük” demektir Arapça aslının (hamelehâ’l-insan) tam karşılığı, “İnsan onu yüklendi.” demektir. “Haml” kelimesi Türkçemize de “yük” manasında girmiştir: “Hamile kadın” ifadesinde olduğu gibi. Bazı yörelerimizde hamile kelimesi yerine yüklü kadın tabiri kullanılır. Yük kelimesi bir ağırlıktır; zahmet veren, yoran bir şeydir. Ve Kur’ân’ın birçok âyetlerinde kadınların gebe kalmaları hadisesi hep haml kökünden gelen kelimelerle ifade edilir: Hz. Havva’nın ilk gebe kalışı, (A’raf, 7/189) Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya gebe kalışı, (Meryem, 18/22) kadınların çocuklarına gebe kalışları (Lokman, 31/14; Ahkâf, 46/15; Talâk, 65/6; Fâtır, 39/11; Hacc, 22/2) her seferinde hep haml “yük” kelimesiyle ifade edilmiştir.

Yük Kelimesinin anlamı

Şu halde emanet âyetinde insanın “yük”lendiği belirtilen emanetin; hamilelikle “yük”lenilmiş olan çocuk, yani gelecek nesiller, insanlığın istikbali, daha açık ifadeyle yeni nesillere, çocuklarımıza vereceğimiz terbiye, onlara karşı vazifelerimiz, sorumluluklarımız olduğu da pekâlâ söylenebilir.

Âyette geçen “cahil” ve “zalim” sıfatlarıyla ilgili olarak şu yorumlara ulaşabiliriz: İnsanoğlu, bu ağır emanetin gereğini yani eğitim işini yerine getirmede fıtrî bir cehalete sahiptir. Söz gelimi, bütün hayvanlar yavrularını yetiştirmede dışarıdan bilgi almaya muhtaç değildir; tabiî insiyakı (içgüdüsü) ile gerekli terbiyeyi yavrusuna verir. İnsan ise cahildir. Yavrusuna sağlıklı bir eğitim verebilmek için, muktesep yani irade ve emekle kazanılan ilme ihtiyacı vardır. Çocuk psikolojisi, çocuk gelişimi, çocuk sağlığı, çocuk beslenmesi vs. ayrı ayrı ilimlerdir ve bunlar bilinmeden sağlıklı bir terbiye verilemez.

Bu âyetteki “emanet” mevzuunun diğer bir yönüne bakacak olursak; âyet-i kerîmeden, çocuğu terbiye işinin ilim gerektirdiği, anne baba olacakların, kendilerini yetiştirmedikleri takdirde, çocuk sahibi olmadan önce, terbiye hususunda lüzumlu olan bilgilerden mahrum olduklarını itiraf ederek, bu meseledeki eksikliklerini gidermeleri gerektiği anlaşılmaktadır. Aksi takdirde, hadiste gelmiş olan “çocuğun ‘güzel terbiye edilme’ hakkı”, ona ödenmemiş olacak ve dolayısıyla kişi, âyette mübalağa sıfatıyla ifade edilen zalûm yani “pek zalim” durumuna düşecektir. Gerçekten de böyle bir kimse, hem çocuğunun dünya ve ahiretini kaybetmesine sebep olarak ona, hem de onların helâk olmasının sorumluluğuyla kendini ebedî helâke atarak nefsine zulmetmiş olmakta ve böylece katmerli bir zulme düşerek zalûm vasfını hak etmektedir.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir